Semboller, insan zihninin ve bedeninin anlam üretme biçimlerinin en eski ve en evrensel araçlarından biridir. Sözcüklerle ifade edilemeyen deneyimler, duygular ve içsel süreçler çoğu zaman sembolik imgeler aracılığıyla görünür hale gelir. Klinik pratikte de sıklıkla gözlemlediğim gibi, kişi bazı yaşadıklarını anlatmakta zorlandığında, beden dili, rüyalar, imgeler ve tekrar eden semboller aracılığı ile bunlar ortaya çıkmaya çalışıyor.
Sembol çalışmaları, bu ipuçlarını patolojik bir belirti olarak sınıflandırmak yerine, kişinin iç dünyasının kendine özgü bir anlatım dili olarak ele alır. Buradaki yaklaşımım, sembolleri yorumlayarak “doğruyu söylemek” değil, kişinin kendi deneyimiyle temas edebileceği bir farkındalık alanı açmaktır. Çünkü bir sembolün anlamı, evrensel tanımlardan destek alarak kişinin yaşam öyküsü ve bedensel deneyimiyle birlikte şekillenir.
Beden, duygular ve bilinçdışı süreçler arasındaki ilişki incelendiğinde, sembollerin yalnızca zihinsel imgeler olmadığı aynı zamanda bedensel hafızayla da bağlantılı olduğu görülür. Bazı semboller belirli dönemlerde tekrar eder, bazı imgeler yaşamın belli eşiklerinde ortaya çıkar. Bu tekrarlar, çoğu zaman kişinin farkında olmadan taşıdığı temalara, çözülmemiş deneyimlere ya da dönüşüm ihtiyacına işaret eder.


